.1.

***

İlk söz…
Peşinde koştuğumuz tek şey uzun zamandır ‘gerçek’. Bu kitabın amacı ise hiçbir şekilde bir gerçek formülü oluşturarak okuma sürecini tamamlayanlara kendini ve çevresini anlamlandırma sürecinde yardım etmek asla değildir. Size bir rahatlama ve mutlulukta asla vaat edemem. Tek yapacağım cesur ve dürüst olmak. Uzun zamandır eksikliğini hissettiğimiz şey tam olarak budur ve bize bu iyiliği yapanlar asla sayı olarak yüz yıllarda bir elin parmaklarını geçmemiştir.
Peki ne içerecek bu ilk sözden sonra gelecek gerçek değilse ve vaat ettiğim gibi dürüst biri isem büyülü olarak adlandırılabilecek cümleler…
Tabii ki kaybettiğimiz kutsal öğütleri. Kaynağından fazlaca uzaklaştığımız, her yakalama zamanlarında yine insanlığımız yüzünden kaybettiğimiz bu yüzden de daha fazla yozlaşarak geçmiş ve gelecek zihinleri sürekli kirlettiğimiz kaybolmuş öğütleri. Ancak bunlar yeraltı topluluklarından kutsal mabetlere, ticarethanelerden savaş meydanlarına, pazarlardan okullara ve meclislere her kuşak tarafından nadiren doğrudan ve yalın olarak çoğunlukla ise yanlış ve çıkar amaçlı dejenere edilerek dile gelmiş cümlelerdir. Yolum ve öğütlerim gizlemelere, baskılara, engellemelere rağmen bir kere çalmayı başardığımız, yanma gücü kişiye göre değişse de mutlaka hepimizin içinde yanan, yanacak olan ateşten gelmektedir. Mağaralara, dağlara, yalnızlıklara hapsolmak zorunda kalmış bu öğütler kendini devam ettirebilmek adına bu mecraya taşınmış sürekli bir arzuyla büyümeye devam edecek olan şeyleri içerecektir. Tarihsel akrabalığım olmuş ve geçmişte bunları dile getirerek nice azaplara maruz kalmışlar adına size şu gerçeği dile getirerek başlayabilirim.
Bu akrabalık kan bağıyla değil zihin bağıyla gerçekleşmektedir. Gün yüzüne ise insanlarla paylaşılıp tekrar fazla takipçiye ulaştığında ortaya çıkmakta ancak asla benimle tamamlanabilecek olan bir şey değildir. Tek gerçek bu kadarıyla sınırlı değil ancak bu izleri bulabilen insanların tekrar kendilerine geldiğinde birlikte ortaya çıkarabilecekleri bir niteliktedir. Bu öğütler yol gösterici, arındırıcı, uyandırıcı dolayısıyla acı ve karamsarlık dolu bir yoldan gelmektedir. Cesaret, sabır ve acının vereceği zevk ile birlikte başlayabiliriz.

***

.23.

***

Koşabildiğin sürece koşmaya devam et. Çünkü devam edebilmenin ve hayatta kalmanın ilk şartı sürekli hareket halinde olmaktır. Hayatı yakalamak isteyen kişi sürekli yolculuk etmek zorunda hem fiziksel hem de zihinsel olarak. Zihni ilerlemeyen kişide obezliğe mahkum olacak sürekli köhnemiş fikirlerin gereksiz yüklerine maruz kalacaktır. Zihinsel koşabilmek; yüklerinden kurtulmayı, hafiflemeyi ve varılacak yeni hedeflerin getireceği yeniliklere hazırlıklı olmayı gerektirir. Koşmak tamamen bireysel bir eylemdir. Bağlayıcılar olmadan ve tamamen bir iç tepi ile gerçekleşir. Yüklerinden arınmanın ve yolda karşılaşılacak her türlü engelin aşılması tamamen bireysel bir çaba gerektirir. Bunun vereceği hazzı ve tecrübeyi hiçbir şey sağlayamayacaktır.

***

.22.

***

Karanlık asla ışığı sonsuza kadar engelleyemeyecektir. Bir yolunu bulur, hayat mutlaka bir yolunu bulur. Bazıları asla hak etmez yaşadıklarını, bazıları ise asla fark edemez imkanlarını. Ancak hayat asla pes etmez ve yeniden yenileceğini görse de sürekli tekrar eder kendini. Sürekli tekrarlar ve bundan başka bir olanak olup olamayacağını araştırır durur. Tekrarlamaları fark edip, aslında hepimizin ve her şeyin aynı olduğunu anlayabilen, hayat için değerli olandır ve esirgenmesi mutlaktır. Fakat ona yine acınmayacak, kendinden vazgeçene kadar hayattan ve kendisinden tiksindirilecektir. Nihayet kendinden vazgeçtiği o anda gerçek ortak akılda derin bir yara açacak sonsuza kadar iz bırakacaktır. Ancak unutmamalıyız bu ilk olmadı, sürekli olmakta ve olmaya devam edecek. Bir şey hissedemedi iseniz sorun insan olabilip olamamakta, hissetti iseniz daha ağır bir yükle artık bu acıyı sırtınızda taşıyarak yaşamak zorunda kalacaksınız. Peki ne için? Tabi ki bu işe duyulan saygı için. Bizzat hayat için.

***

.21.

***

Yerellik, adet, töre, sıla özlemi, eskiye karşı zaaf, kişisel özgürlüğün gerçekleştirilememesi, okumama, itaat ve benzeri hastalıklı kalıntılar yolumuzu her zaman tıkamaya çalışacak ve bunlar asla kendi mecralarında alt edilemeyecektir. Ancak yeniyi kurmanın heyecanı ve vereceği bağımsızlık hissinin yaratacağı coşkuyla üstüne gidildiğinde arkasına geçme fırsatı bulunabilir. Yanılgı ve hatadan korkmadan çıkılan her iş başarıya ulaşacak en azından sizi hak ettiğiniz şekilde yaşamaya itecektir. Öncelikle kendinizi kurun; içsel ve bedensel huzur çevrenizi temizlemeye yetecektir. Daha sonra sıra mutlaka gelişmek için koruyucu fanuslara gelecek. Uygun ortam olmadan sağlıklı bir gelişim beklemek söz konusu değildir.

***

.20.

***

Büyüyü kaybettik ancak kaybolan büyüden önce sözdü. Sözü kaybetmek büyüyü unutturdu. Sözü öğrenmek isteyen tekrar doğaya yönünü çevirmeli. Nesneleri unutursak gerçek dili unuturuz, sahte dil sahte dünyaya sıkıştırınca zihinleri, gerçek dünya korkunç bir yere dönüştü. Gerçek dili konuşmak için gerçek nesnelere temas etmek gereklidir. Gerçek nesneyi şu an zihnin idrak etmesi, tanıyabilmesi mümkün görünmemekte fakat perde indiğinde göz kamaşması hatta acı ve zihnin karanlığına ulaşmak için cesaretle üstüne gidilmelidir. Bu temas olmadan nesne tanınamaz, tanımadığın şey üzerine konuşmak ise asla gerçeklik olmayacaktır. Aşmak için zihnin kalıplarını gevşetmek, bedenin kalıplarını kırarak hapsolunan hücreler terk edilmelidir. Gerçeklik esnetilebilir bunu görmek zor değil hatta Güneş her gün doğmakta yeter ki fark edilebilirsin. 

***

.19.

***

Resmi şebekelere bağımlı olduğumuz, kendi yiyeceğimiz üretemediğimiz hatta kendi fikirlerimizi bile oluşturmak için üst akıllara bağımlı kaldığımız her gün için pişmanlık duymaya başladığımızda daha bir insan olacağız. Bu bizi harekete geçirecek ve en değerli yetimiz olan yaratıcılığımızı tetikleyecektir. Yarattığımızda ne olursa olsun karşısına geçip aldığımız hazzın tadını bu sahte dünyalarda bulamadığımızda birçok sorunun cevabına erişmiş olacağız. Yarın sahip olduğun işi kaybedebilir, evini, sağlığını hatta ülkeni bile kaybedebilirsin; bunlar ne yazık ki bir anlık çılgınlıklara, iki dudak arasına bakmaktadır. Ancak insanlığını korumak, yaşamaya devam etmek, üstesinden gelmek, her türlü engeli daha önceden aşmanın verdiği tecrübeyle karşılamak işte bunları kimse senin elinden alamayacaktır. Çılgın bir halk, çılgın bir din, her türlü doğa olayları ya da bir meteor yarın dünya bambaşka bir güne uyandırabilir. Sevgilimden ayrıldım, işimi kaybettim, borsa düştü, canım sıkıldı diye kendi hayatından kolayca vazgeçebilenler ertesi gün devam etmeye hakkı olmayanlardır. Ne olursa olsun arkasında durabileceğin, seni sen yapan değerleri taşıyan kendi üretimin; bu sistem çöktüğünde sana şuan değerli gelen tüm eşyalardan daha çok işine yarayacaktır. Doğal yaşam evrenle tekrar barışabilmek adına ilk adım olacak ve şirketlerin bize hayalini satabileceği bir şeye dönüşmeden potansiyelimizi keşfetmek adına son zamanlarda ortaya koyduğumuz en değerli, insanca tavırlardan biridir. Bunu korumanın yolu dahil olup içinde kendi yollarımızı bulmaktan geçmektedir.

***

.18.

***

Cinselliği üremekten daha değerli bir şey olarak gördüğümüzde birçok sorunun da üstesinden geleceğiz. Bedenimizi tanımak, ne istediğimizi bilmek, yaşamın zevk alınabilir şeylerinden zevk almayı öğrenmek bizi birey yapacak şeylerin başında gelmektedir. Özellikle ikinci sınıf insan gözüyle bakılan toplumlar cinsel devrimlerini gerçekleştirdiğinde yani kim olduklarını ve ne istediklerini öğrendiklerinde birey olmaya daha çabuk evrilecektir. Tek yol bu kadar basit değil tabii ki ancak istikrarın olmadığı bu toplumlarda eğitimle birçok kuşağı devamlı geliştirerek bir noktaya getirmek varolan düşmanlar gereği imkansız hale gelirken ani düşünsel devrimler buna imkan sunar. Düşmanlığı tetikleyen ayrışmayı önce kendiyle barışan insanların birbirlerine şans vermeleri yenecek ve daha yaşanılabilir bir dünyaya kapı aralayacaktır. Kalıplardan kurtulup tanışabilmek dileğiyle…

***

.17.

***

Sahip olduklarının sonunda sana sahip olacağı gerçeği, kapitalizmin bu eski, klasik ve hala geçerli eleştirisi aklımızın bir köşesinde her zaman durmalı. Özgünlüğümüzü ve özgürlüğümüzü kaybettiğimiz, belirli kalıplara ve rollere mahkum hayatlar yaşamak zorunda olduğumuz dünyadan bizi çekip çıkarabilecek bir büyüye sahiptir bu söz. Aynanın karşısına geçip kendimizi tüm çıplaklığıyla seyrettiğimizde ne görüyoruz. Öncelikle buna hazır mıyız? Kendimizi tanımaya, keşfetmeye ve aşmaya. Orada küçük Cengizler, İskenderler, Sezarlar, Kleopatralar görüyor muyuz gerçekten? O mükemmel, dahi, eşsiz olarak yetiştirilmiş çocuklar büyüdüklerinde buna mı yoksa tüm hayalini, heyecanını, merakını kaybetmiş, sevmediği bir işte, ömrünü ödemek için harcayacağı kredilerle, ihtiyacı olmadığı şeylere içi boş hayatlara arzu duyarak mı geçirmekte? Basma kalıbın dışına çıkarak şunları da cesaretle eklemeli:  Güçlü ve farkında bir varlık olduğumuz için çevremizi değiştirmekte belkide en başarılı varlıklarız. Muhakkak ki konfora da ihtiyacımız olabilir. Ancak bunları kendimizi de doğanın bir parçası olarak görecek bakış açısından uzaklaşmadan gerçekleştirebilmek önemlidir. Daha önemlisi ise bunu unutmamanızı sağlayacak olan şey sizin o eyleme olan dahilinizdir. Kendiniz eylemekten vazgeçip bunu başka akıllara ki o akıl sakat ve kar amaçlıysa size sunduğu her ürünle birlikte sapkın olan hayat biçimini de dayatacaktır. Farkına varmadan bunu benimseyip birer askeri olmanız an meselesidir. Evet harekete geçmek gerekir. Aynada beğenmediğiniz her bölgenizi düzeltmek için, ihtiyacınız olan şeylere yığınla para vermeden kendi alternatiflerinizi üretmek için, nasıl üretildiğini bilmediğiniz yiyecekler yerine kendi bahçenizi oluşturmak için. Sistem size izin vermeyecek, zorlayacak ancak başarırsanız şu an olduğunuzdan daha özgür ve daha güçlü olacaksınız.

***

.16.

***

Kaliteli bir yaşamın ilk koşulu kaliteli bir uykudan geçer. Hem de öyle on, on iki saatlik bir uykuda değil. Biliyoruz ki birçok ünlü isim tüm gününü birkaç saatlik ama kaliteli bir uykuyla geçirebiliyor. Uyandığınızda kendinizi halsiz, yorgun ve bıkkın hissediyorsanız bilin ki o gün gerçekten kötü geçecek. Bu yüzden iyi bir uykunun peşinden koşmak iyi bir yaşamın peşinden koşmak anlamına gelecektir. Öyleyse güçlü, zinde ve dinlenmiş olarak uyanmak için ne gerekiyorsa; yastığı, yorganı, yatağı, evi, işi, şehri kısacası değiştirilmesi gereken ne varsa onun değiştirilmesi gerekir. Mutlu uyanmadığın hiçbir yerde tekrar yatağa mutlu giremezsin. Az ancak güzel bir uykunun nimetlerinden faydalanmak ve ardından gelecek olan; gecenin büyüsel, yaratıcı özelliklerini yakalayabilmeniz dileğiyle…

***

.15.

***

Farklı bir tecrübe isteyenler için: Eğer herhangi bir engeliniz yoksa, hayatınızın en az bir günü gözünüzü tamamen kapatacak bir sargıyla ya da kulağınızı tamamen kapatacak bir kulaklıkla geçirmenizi öneririm. Sokağa çıkmanıza bile gerek yok. Yıllardır beraber yaşadığınız eşyaların size nasıl yabancılaştığına inanamayacaksınız. Mutfağa gidip bir bardak su almak, televizyonun karşısına geçip hiç bir ses duyamamak ya da sesleri görüp görüntü alamamak gerçekten garip bir his olacaktır. Nesnelerin hiç duymadığınız seslerini duymaya başlayacak belki de nefret ettiğiniz sokağın gürültüsünü bile özlemenize sebep olacaktır. Asla buradan bir ajitasyon çıkartmaya çalışıp engelli insanlara acımanızı sağlamayacağım. Zaten açık bir şekilde fark edeceksiniz ki engellediğiniz görüleriniz yerine bu kısa zamanda bile diğer hisleriniz artacak ve böyle bir hayatın insana neler katabileceğini düşünmeden edemeyeceksiniz. O insanların zaten sizin acımanıza ihtiyacı yok; sadece yollarından çekilin ve yeni engeller oluşturmayın. Bu tecrübenin amacına gelirsek ertesi gün o duyunuzu ne kadar özlediğiniz, ne kadar işe yaradığı, sahip olduğunuz gücü ve tamamen bedeninizi tanımanıza sebep olacaktır. İşe yararken ne kadar yararsız işler için kullandığınıza inanamayacaksınız. Haberiniz olsun, yaşlandıkça bir çoğunu ya kaybedecek ya da kalitesinin gittikçe azaldığını göreceksiniz; siz şimdiden yetilerinizin hakkını vermeye başlayın.

***

.14.

***

Bir düşünün… Cehaletin, görgüsüzlüğün, arabeskin, ahlak bekçiliğinin, inanç sömürüsünün, zayıflığın, yerelliğin prim yapmadığı bir dünyayı. İnsanların aklını bir başkasına devretmediği, sanılara göre değil akla göre hareket ettiği ve hayatının bir başkasının iki dudağının arasında olmayacağı bir dünyayı. Düşünebildiniz mi? Öyleyse şunu bilmelisiniz yalnız değilsiniz. Tüm bunlar gerçekleşmese, bu dünyayı bir cennete dönüştürebilme hayali mümkün olmasa bile insanlığımızı kaybetmemek için bunu bilmeliyiz yalnız değiliz. Tüm eksikliklerimize, zaaflarımıza, hatalarımıza rağmen umut etmeyi başarabilen tek canlılarız ve biz yaşadığımız sürece her şeye bir ihtimal hep olacaktır.

***